Urla Hakkında
7500 yıldır Hitit’lerden, Frig’lere, Pers’lerden, Büyük İskender’e her çağda medeniyetlerin vazgeçilmezi olmuş bu topraklarda ele geçen buluntular ışığında, kentin en eski kültür tabakalarından itibaren zengin tarımsal üretime sahip, denizaşırı ticaret ilişkilerinin merkezinde olan güçlü bir liman kenti olduğu anlaşılmaktadır.
Batı Anadolu sahil kesiminin en önemli yerleşmelerinden biri olan Liman Tepe antik kenti, Klasik Çağlarda Klazomenai adını alarak Kalkolitik Çağ’dan Roma Dönemi sonuna kadar süren kesintisiz iskân tarihi açısından ünik bir karakter ortaya koymaktadır. Bu liman bölgenin tarımsal ürünlerinin, üzüm, şarap, zeytinyağlarının Akdeniz sularındaki seyahatinin tanığıdır.
Antik dönemlerde kentler arası seyr-ü sefer yapmış, medeniyetleri, kültürleri suların karşı kıyılarına taşımış gemileri; Osmanlı İmparatorluğu döneminde Karantina adası üzerine inşa edilen Tahafuzhane’ye gelen gemiler izlemiştir. Önceleri yalnızca deniz ticareti için kullanılan ve tarımsal ürünleri, özgün saklama yöntemlerini, hammadde çeşitlerini öğreten liman; Karantina adasındaki Tahaffuzhane ile insanları, hikâyelerini ve mutfak kültürlerini de yerel halkın kültürüne katmıştır.
Dünyada tescilli üç Karantina Adasından biri olan Urla Tahaffuzhanesi, bulaşıcı hastalıkların ülkeye girişini önlemek amacıyla her geminin mutlak uğradığı, yolcularının temizlenip sağlık kontrollerinden geçtiği yer olmuş, bu durum Urla’yı Anadolu topraklarına açılan bir kapı haline getirmiş, doğu ile batının buluşma noktası kılmıştır. Tarihin her sahnesinde her kültüre kollarını açmış iklimi ılımanlığında insanları ile yerel kültürel mirasını oluşturmuştur.
Anadolu’nun bilinen en eski zeytinyağı işliğini barındıran Klazomenai kentinin tarımsal zenginliğine Hititlerin getirdiği buğday taneleri, Perslerin taşıdığı tahıl ve baharatları; Friglerin getirdiği Balkan topraklarının bitkileri eklenmiş; Roma İmparatorluğu’nun gıda ambarı görüp tarımsal üretimi güçlendirmesi ve Türklerin Mezopotamyadan getirdiği süt, et işleme yöntemleri ile bugünkü uçsuz bucaksız mutfak kültürünün temel taşları oluşmuştur. Evliya Çelebi’nin notlarına konu olan Rumlarla uyum içinde yaşayan Türkler ve ardından gelişen mübadele bu kültürü daha da pişirmiştir. Kuşaklar arası kültürel etkileşim tarımsal üretim çeşitliliğini, mutfağını, geleneklerini ve farkındalıkları zenginlik kabul eden hoşgörülü ve misafirperver kültürünü zenginleştirmiştir.








